Davranış ve Temelleri
Baba, neden bu kadar çok ötüyor? _ Eşini ve yavrularını yedi fareler, o yüzden üzgün! _ Kuşlar üzülür mü baba? _ Herkes üzülür kızım… . Davranış kavramı, canlı organizmanın iç ve dış etkilere karşı gösterdiği her tür tepkiyi kapsar. Fizyolojik olarak organizmaya iç ve dış faktörler tarafından yöneltilmiş uyarılar organizma tarafından algılanır, yorumlanır ve geri bildirim olarak çevreye ve uyaranlara uyum göstermek için kullanılmaya çalışılır. İnsanoğlu çevresinde bulunan değişimlerle yıllar boyu yakından ilgilenmiştir. Ancak özellikle hayvanların sergilemiş olduğu davranışlar insanoğlunun dikkatini diğer bir çok canlıdan daha fazla çekmiştir. Bu alandaki ilgi özellikle hayvanların gözle görülebilir davranışları ve bu davranışların kontrol edilmesi yönünde yoğunlaşmış. Özellikle sirklerde kullanılmak üzere hayvanların eğitilebilir nitelikleri en çok arananlar listesinde en üstte yer aldı. Özellikle insanoğlunun gelişiminde öğrenme ve öğrenme yoluyla elde edilen deneyimin büyük önem taşıması diğer canlılar açısından da olayın benzer bir niteliğinin olduğunu düşündürmekte. Ama doğadaki bir çok gözlem bizim yanıldığımızı söylüyor. Doğru, canlılar davranıyorlar, tepki veriyorlar, kendilerine özgü davranış şekilleri var, bizim de… Ama biz nedense kendimizi daha üstün algılıyoruz çünkü bilinçli olduğumuzu düşünüyoruz. Davranışın bilimsel olarak ele alınması, özellikle biyoloji biliminin gelişimine paralel olarak, daha yeni bir eğilimdir. Özellikle Charles Darwin’in hayvanların doğal davranışlarını ifade eden içgüdü terimi ile ilgili çalışma ve fikirleri (The Origin of Species on Instinct, The Expression of the Emotions in Man and in Animals) bu alanda önemli gelişmelerin açığa çıkmasına önayak olmuştur denebilir. Ancak, sınıflandırma, fizyoloji ve gelişim ile ilgili bilinenlerin azlığı nedeniyle Darwin’den sonraki yarım yüzyıl içinde zoologlar tarafından çok da önemli çalışmalar ortaya konamamıştır. Karşılaştırmalı hayvan davranışları hakkında yeni bir şeylerin çıkması ancak Konrad Lorenz ve Niko Tinbergen gibi bilim adamlarının önemli çalışmalarının yayınlanacağı 1930’lara kadar sürmüştür. Tinbergen tarafından “etoloji” yani davranış bilimi tanımlanmış, Karl von Firsch tarafından bal arılarında dışarıdan dönen arının kovan içindekilere besin kaynağının yerini ve yönünü neredeyse hatasız olarak bildirdiğinin gösterilmesi ile bu üç bilim adamı 1972 yılında Nobel ödülü almış ve etoloji bir bilim olarak kabul görmüştür. Resim 1: Etoloji biliminin Nobel ödüllü üç öncüsü: Konrad Lorenz, Niko Tinbergen ve Karl von Frisch. 2. İçgüdü Herkes bilir ki, dişlerini göstererek hırlayan bir köpek, sizin için tehlikelidir. Kimse tarafından köpeğe hırlamak konusunda eğitim verilmemiş bile olsa köpekler açısından hırlamanın anlamı benzerdir. Buna bağlı olarak hırlayan bir köpeğin sergilediği davranış tüm hayvanlara genellenebilir: Tüm hayvanlarda saldırgan veya kızgın ifadeler mevcuttur, küçük bir kedi yavrusundan gelişmiş bir ayıya kadar. Doğan her ördek yavrusunun temel niteliklerinden birisi annelerini takip etmeleri, özellikle Lorenz tarafından yürütülen çalışmalarda, burada esas olanın anneyi tanımak olmadığı, aslında ördek yavrularının, yumurtadan çıktıkları anda gördükleri ilk hareketli şeyi takip ettikleri ortaya kondu. Hatta Lorenz uzun bir zaman bir düzine kadar ördek yavrusuna annelik bile yapmıştır. Resim 2 – Konrad Lorenz ve geçici olarak anneliklerini üstlendiği ördek yavruları Bizi biraz tedirgin etse de, aslında her canlı doğuştan genleri tarafından kodlanmış bazı duyarlılıklara, bu duyarlılıklara duyarlı başka duyarlılıklara ve tüm bunlara duyarlı başka duyarlılıklara sahip. Bu şekilde doğuştan getirdiğimiz, bazı temel uyarılara karşı sergilenecek otomatik cevaplarımız var. Peki neden? Neden belli başlı uyarılara karşı özelleşmiş tepkilerimiz var? Bunun en temel cevaplarından birisi şu, her şeye değil, belli şeylere tepkiler veriyor canlılar, çünkü her şey değil belli şeyler etkiliyor onları. Bir bitki için ışığın anlamı bir panda için ışığın anlamına benzer değildir. Çünkü yaşamsal olarak panda ve bitki ışıktan aynı şekilde etkilenmez. Yine geceleri avlanan kediler karanlıkta çok iyi görürler ancak renklere karşı duyarlı değildirler. İkincisi aynı uyarana sürekli olarak aynı cevabı veriyorsam bunu otomatikleştirmem bana zaman kazandırır ki hayatın kendisinin çeşitli kaynaklar için bir yarış olduğu düşünülürse, bu bir yarışı kazanmak için alınabilecek en iyi tedbirlerden birisi. Yine Lorenz ve Tinbergen tarafından yapılmış ilginç bir çalışma buna çok uygun bir örnek. Yere yuva yapan bir kaz türünde, yuvadan düşen yumurtanın anne tarafından geri getirilerek yuvaya konması oldukça normal görünüyor. Böyle bir durumda anne ördek, yuvadan düşmüş olan yumurtaya doğru ilerler, onu palet şeklindeki ayakları üzerine gagası yardımıyla koyar ve yuvaya taşıyarak diğer yumurtaların arasına yerleştirir. Sanki kaz, yuvada bir problem olduğunu anlamış ve buna bir çözüm getirmiştir, yani bir problem çözmüştür. Lorenz ve Tinbergen, burada önemli olanın yuvadaki yumurta sayısı olmadığını ve buna bağlı olarak annenin yuvanın yumurta içeriği ile ilgili bir hafızasının bulunmadığını ortaya koydu. Nasıl mı? Yuvadan hiç yumurta düşmediği bir durumda yuvanın dışına yumurta benzeri bir cisim konduğunda, anne yuvadan bir yumurta düşmüş gibi davranmaktaydı. Öyle ki, bu davranış dışarı konan cismin yumurtaya olan benzerliği arttıkça güçlenmekteydi. Bu şu anlama geliyor, yumurta insan için kabukla çevrili oval bir cisim olsa da, kaz için bambaşka bir ifadesi var. Lorenz ve Tinbergen daha da ileri gitti, yumurta benzeri cismi yuvanın yakınına koyarak annenin yumurta için yerinden kalkması sağlandığında cismi koyduğu yerden aldı. Ama anne durmuyordu, sanki yumurta benzeri cisim ordaymış gibi, boşluk içindeki sanal bir yumurtayı ayakları üzerine yerleştiriyor, yumurta varmış gibi yuvaya taşıyor ve ardından da yuvaya yerleştiriyordu. Bu örnek bir çok insan için dehşet verici nitelikte oldu, çünkü çoğu sosyal nitelikli olan yada bilinçli olduğu düşünülen davranışların, aslında dışarıdan alınan tek bir uyarıya bağlı olarak peş peşe gerçekleştirilen otomatik tepkiler bütününü ateşleyebiliyor olabileceğini düşündürmektedir. Bu örnekte yapılan çalışmalar kuşun bir bütün olarak yumurtaya değil, yumurtanın bazı özelliklerinin bileşimine tepki verdiğini ortaya koymuştur. Etologlar bu anlamda temelde iki davranış örgüsü ayırt etmekte, doğuştan gelenler ve sonradan edinilenler. Lorenz’e göre bir canlıda doğuştan gelen bazı davranış örgüleri vardır, ancak bu davranışlar çeşitli boşluklar taşır ve zaman içinde öğrenme yolu ile bu boşluklar doldurulur. Örneğin diyor Lorenz, bir kuş doğduğunda yuva yapmaya dair bir fikri vardır, ama zamanla daha sağlam ve daha kullanışlı yuvalar yapmayı öğrenir. Canlıların doğuştan getirdikleri doğal davranışlara içgüdü adını veriyoruz ve içgüdüler genetik temelli olduğu için genel anlamda her tür için içgüdü davranışının içeriği çok büyük değişiklikler içermez.
Genel anlamda bir davranışın, en belirgin olarak da bir içgüdünün ortaya çıkmasını sağlayan şeye tetikleyici diyoruz. Tetikleyiciler, belli bir konu ile ilgili olarak bir bilgi veya kavrayış gerektirmeden bir uyaran için önceden hazır olan otomatik bir tepkinin harekete geçmesini sağlayan özel uyaranlardır.
Yuvadan düştüğü sanılan ama sonradan kaldırılan cismin hala varmış gibi algılanarak, yuvaya taşınması örneğinde tetikleyici yuva dışında yumurta niteliklerine benzer nitelkler taşıyan bir cisimdir. Kuş yavuları doğduklarında aç olduklarını göstermek için gagalarını açarlar. Bu anne veya babanın yavru besleme şeklinde gerçekleşecek otomotik tepkisini başlatan tetikleyicidir. Yine yavrunun ağız açmak yanında örnek hareketlerinden birisi de anne veya babanın gagasına vurmak da bu tetikleyiciler arasında sayılabilir. Peki yavru nasıl gaga vurma davranışı sergiler? Anne veya babanın sahip olduğu, dikey pozisyondaki, ince, uzun, hareketli, (türe özgü) renkli nesnenin (gaganın) görülmesi de yavrunun gagalama hareketini yapmasını tetikler. Tüm bu olayları özetlersek annenin ince, uzun bir nesnesi, yavrunun gagasını vurna eylemini; yavrunun gaga vurma eylemi annenin yavruyu besleme eylemini harekete geçirir. Biz de bunu, birbirlerini seven anne ile yavru arasındaki beslenme eylemi olarak uzaktan seyreder ve severiz. Her ne kadar genetik de olsa içgüdüler çok da katı sınırlar içinde değildir, esneklik özellikleri bulunur. Yukarıda değindiğimiz kaz ve yumurta kurtarma operasyonunu anımsayalım. Yuvadan düşmüş bir yumurta anne tarafından görüldüğünde, kaz kalkar, siz yumurtayı oradan alsanız bile kaz yumurta kurtarma eylemine devam eder. Ancak bir farkla, kaz artık yumurtayı düzgün taşımak için gerekli olan gaga hareketlerini yapmaz, çünkü gagaya değen bir yumurta yoktur. Kazın yumurtayı görüdüğünde artık yumurtanın varlığının ve yokluğunun öneminin kalmaması içgüdüsel tepkilerin değişmezliğini, taşıma işinde yapılan eylemlerin bazılarının eksikliği içgüdülerin esnekliğini vurgulayan güzel bir örnektir. Hayatında ilk kez ve henüz yeni yumurtlamış bir kazın düşen yumurtaları kurtarıyor olması, yumurta kurtarmanın kazda yumurtlama olayında çok önce meydana geldiğini ve kaz yumurtlamamış olsa bile bu tepkinin var olduğunu gösterir. Bunun anlamı ise, tepkinin enetik olarak kodlandığıdır. Daha da ilginç bir şey var, kazlar her zaman değil, kuluçkaya yatmadan bir hafta önce ve kuluçkadan bir hafta sonrasına kadar olan zaman dilimi içinde yuva dışı yumurtalar konusunda dikkatlidir. Bunun dışında yumurtalarla ilgilenmezler, bu durum içgüdüleri tetikleyen uyarıların her zaman tetikleyici olmadığını gösterir. Bunu şuna benzetebiliriz, elinizde iki takım oyuncunuz var, bir futbol takımının teknik direktörüsünüz. Hava yağışlı ve zemin çamurlu ise, daha iri yarı ve dayanıklı olan oyuncularınızdan oluşan takımı, hava güneşli, saha müsait ise daha hızlı olan oyuncularınızdan oluşan takımı sahaya sürersiniz. Burada her takımın oyuncusunu kişinin belli durumlarda dikkate alacağı tetikleyiciler gibi düşünün. Eğer çiftleşmiş iseniz, elinizde dikkat etmeniz gereken 11 farklı tetikleyiciniz ve bunlara bağlı olarak harekete hazır 11 farklı içgüdünüz bulunur. Eğer çiftleşmemişseniz, yumurtlamayacaksanız, elinizde bir öncekinden farklı 11 tetikleyici ve bunlarla eyleme geçen 11 içgüdünüz bulunur. Buraya kadar verdiğimiz örnekler basit gibi gelebilir ve doğada gözlenen karmaşık olaylarla karşılaştırıldığında bunların doğuştan geldiğine şaşırmanız doğaldır. Ama bir başka açıdan bakarsanız şaşkınlığınız azalacaktır: Sonuçta bu kadar çok ayrıntıyı öğrenerek yeri gelince hatırlayacak kadar uzman olmaya hiçbir hayvanın ömrü yetmez. 3. Öğrenilmiş Davranışlar Yeni doğmuş bir civciv önüne atılan ayçekirdeklerini rast gele gagalar, çünkü tesadüfi olarak kabuğu yarı aralık bir çekirdeğin içinden ağzına bulaşan şey çok lezzetlidir ve anlaşılmıştır ki bu kabuklu küçük kutuların içinde lezzetli bir besin vardır. Önceleri yapılan rast gele vuruşlardan birisi kabuğun çatlamasına ve içindeki besinin açığa çıkmasına sebep olur. Bir başka tohumda bu sefer en son denenen başarılı vuruş gurubu denenir, tekrar başarılı olunursa artık bu vuruş civcivin hafızasında özel bir yere sahiptir: yemi açan altın vuruş! Civciv uygun gagalama davranışı sonucunda ödülünü almıştır ve bundan sonra bu harekette uzmanlaşılır. Civciv ayçekirdeği açmakta uzman bir şekilde doğmamıştır ama içgüdüsel olarak gagalama davranışına sahiptir. Bu gagalama davranışının içinde bazı gaga vuruşları kuşun beslenmesini sağlamış ve ayçekirdeği açmak öğrenilmiş olur. Bu tip davranışlar öğrenilmiş davranışlar olarak tanımlanır. Öğrenmenin ve öğrenilmiş davranışlar geliştirmenin elbetteki bir çok yolu var ancak bizim konumuzun dışında yer almakta. Bu nedenle burada sadece genellemeler ve bir iki bilinen örnekten bahsedeceğiz. Bir öğrenilmiş davranış en basit şekli ile bir veya daha fazla içgüdünün kontrollü kullanımını içerir. Sindirim sistemi üzerine araştırmalar yürüten Rus fizyolog İvan Pavlov hayvanların yiyecek gördüklerinde ağızlarında salya oluştuğunu gözlemledi ve ardından ilginç bir şeye şahit oldu. Bir süre sonra yemeklerin kaplara konması sırasında çatal-kaşık gibi metal eşyalardan çıkan ses köpeklerde yemeği görmeden salya salgılanmasını sağlıyordu. Bunu düzgün bir deneyle denemeye karar verdiğinde, yemek verme sırasında zil çalınan köpeklerin bir süre sonra yemek olmasa bile zil sesine tepki verdiklerini gözlemledi. Köpekler yemek ile zil sesi arasında bağlantı kurmuşlardı. Burada gerçekleşen şey, salyanın tetikleyicisinin değişmesidir. Salyanın normal durumdaki tetikleyicisi yemeğin görüntüsüdür. Ancak bir süre sonra doğal tetikleyici yerine bundan daha önce beliren bir başka şey konarak tepkinin daha çabuk verilmesi sağlanmıştır. Bu durum psikolojide klasik koşullanma olarak adlandırılmakta ama biz buna genel anlamda bağlantı kurma yoluyla öğrenme adını veriyoruz. Klasik koşullanma bir anlamda tetikleyicinin değiştirilmesi süreci ama bazen hayvanlar tepkiyi de değiştirebiliyorlar. Yani hayvan bazen tepki verme sürecini de biçimlendirebilir. Aç bir hayvan havayı koklar, sağı – solu tırmalar, etrafına bakınır, döner. Bir kutu içinde aç bıraktığınız hayvan sürekli olarak içgüdüsel besin bulma davranışlarını tekrar edecektir. Ancak kutu içinde bir kol ile çalışan bir besleme düzeneğinin koluna tesadüfi olarak bir kez basar ve bu sayede yemek yerse, hayvanın geriye yapması gereken tek bir şey kalır; deneme ve yanılma ile hangi hareketinin besinin gelmesine sebep olduğunu bulmak. Aç kalmasına bağlı olarak çeşitli hareketleri tetiklenir, yine tırmalar, yine bakınır, yine havayı koklar ama kola bastığında besin gelirse, bir süre içinde kola basma ile besin arasındaki ilişkiyi kurar. Artık acıktığında vereceği temel tepkileri bastırır, bunun yerine kola basma eylemini tekrarlar. Bitirirken En basitten en gelişmişine tüm canlılar çevrelerinde bir bulunan çok şeye duyarlıdır. Canlı dünyanın değişimlere ve doğal dünyaya rağmen ayakta kalmasını sağlayan en önemli özelliklerinden birisi de budur. Gerek genetik yapıları gerekse bu genetik yapının izin verdiği ölçüde elde edilen deneyimler canlılar dünyasında türlerin basit veya gelişmiş çeşitli davrnış örüntüleri oluşturmalarına olanak tanır. Tepkisizlik ile ölümün eşdeğer olduğu bir dünyada canlılar en temelde içgüdüleri ve bunun da ötesinde geliştirdikleri yeni tepkiler ile değişimlere duyarlıdırlar ve bu duyarlılıkları sayesinde doğanın her tür oyununa rağmen inatla hayatta kalmaktadırlar. Buradan hareketle canlılarda daha karmaşık davranış örüntülerini inceleyeceğimiz bir sonraki sayımıza kadar, yetenekleriniz ile genetiğiniz aranızdaki ilişki çözmeniz dileğiyle, hoşçakalın.1. Davranış ve Öncüleri


