Klasik Psikanaliz

Psikanalizin Gelişimi

20.yy’da ortaya çıkan psikanalitik kuram, beyin patolojisinin davranış bozukluklarının tek nedeni olduğu görüşüne karşı çıkarak, ruhsal bozuklukların organik kökenleri yerine psikolojik nedenlerini araştırır. Günlük yaşamda çeşitli sorunlarla karşılaşan ve engellenen insan, bu sorunları aşmak için çeşitli yollara başvurur. Başvurduğu yollar ise çoğu zaman sağlıksızdır. Psikanaliz ise başvurulan bu sağlıksız yolları belirlemek ve insanın kendi içinde uyumunu sağlamayı hedefler.

Psikanalizin Gelişimi 20.yy’da ortaya çıkan psikanalitik kuram, beyin patolojisinin davranış bozukluklarının tek nedeni olduğu görüşüne karşı çıkarak, ruhsal bozuklukların organik kökenleri yerine psikolojik nedenlerini araştırır. Günlük yaşamda çeşitli sorunlarla karşılaşan ve engellenen insan, bu sorunları aşmak için çeşitli yollara başvurur. Başvurduğu yollar ise çoğu zaman sağlıksızdır. Psikanaliz ise başvurulan bu sağlıksız yolları belirlemek ve insanın kendi içinde uyumunu sağlamayı hedefler.

Jean Martin Charcot 1825 – 1893

Jean Martin Charcot 1825 – 1893

Psikanaliz kuramının çıkış noktası histeriyi inceleyen araştırmacıların çalışmaları olmuştur. Psikanalizin kurucusu Sigmund Freud histeri belirtileri ve tedavi yöntemlerini incelemiş, histeri tedavisinde kullanılan hipnoz ve telkin yöntemleri, kendi kuramını oluşturmasında yol gösterici olmuştur.

Hipnozun geçmişine bakacak olursak, ilkçağa kadar uzandığını görürüz; fakat günümüzdeki ilk örnek Franz Anton Mesmer(1734-1815) dir. “Hayvansal manyetizma” adını verdiği bir tedavi yöntemi kullanmış, insanda var olan manyetik gücün dağılımını incelemiştir. Mesmer, histerik kökenli birçok duyu bozukluğunu tedavi etmeyi başarsa da, meslektaşları tarafından şarlatan ilan edilmiş ve adı bir daha duyulmamıştır.

Mesmer’den sonra 19.yy da Nancy’li iki hekim histeri çalışmaları yapmış, hipnoz ile histeri arasındaki ilişkiyi inceleyerek histeride ortaya çıkan duyu bozuklukları ya da felç gibi durumların bedensel bir patolojiden değil psikolojik nedenlerden kaynaklandığı sonucuna varmışlardır.

Histeri çalışmalarında diğer önemli bir isim de Fransız nörolog Charcot’dur. Freud’u etkileyen önemli isimlerden biridir. Charcot, histeri çalışmalarını tıbbi terimlerle açıklamış, bu tavrı ile akademik çevreler tarafından da kabul görmüştür. Histerik bayılma nöbetlerinin psikolojik nedenlere bağlı olduğunu savunan Charcot, histeriyi ciddiye alıp klinik gözlemler yapmıştır. Daha önceleri histeri, normal dışı davranış türü olarak kabul edilse de ciddiye alınmıyordu. Freud, Charcot’un histeri gözlemleri sonucu, bilincin dışında insanı yönlendiren gizli bir sürecin varlığına inanmaya başlamıştır. Bilincin dışındaki zihinsel süreçlerin Freud tarafından keşfi ile psikanalizin de ilk temelleri atılmış oldu.

Gördüğümüz gibi Freud, histeri çalışmalarını incelemiş ve bu çalışmalar onun özgün görüşlerine katkı sağlamıştır; fakat Freud’un psikanaliz kuramının temelinde bulunan görüşlerinde en etkili isim Darwin olmuştur. Tarih bilimci Sulloway, Freud’un düşüncelerini incelemiş ve şu sonuca varmıştır: “Darwin, Freud’a ve psikanalitik devrime başka herhangi bir insandan çok daha fazla yardımcı olmuştu.”( Sulloway, 1979, s.238) Rüya yorumları, bilinçaltı, zihinsel süreçler ve semboller gibi psikanalizin temel konuları Darwin’in önceden araştırdığı ve tartıştığı konulardır. Freud’un cinselliğe verdiği önemi yine Darwin’in görüşlerinde görmekteyiz. Darwin, insanların başta cinsellik olmak üzere biyolojik güçler tarafından yönetildiğine inanmaktaydı. Aralarındaki bir diğer ortak nokta mücadele kavramıdır. Darwin var olmak için mücadeleden söz ederken, Freud şu sözleri ile mücadeleye vurgu yapar:”içsel çatışmalarından ötürü tükenen birey, dış dünyayla mücadele ederken daha fazla uyum sağlayamadığı için yok olan türler.” ( Modern Psikoloji Tarihi, s.506)

Psikanaliz Kuramı

Freud uzun yıllar psikanalizi geliştirmek için incelemeler yapmış; fakat psikanalizin bir kuram olarak ortaya çıkış Breuer’le çalışmaları sonucu gerçekleşmiştir. Breuer, histeri üzerine incelemeler yapan seçkin bir hekimdir. Çoğu kadın hastasının üzerinde hipnozu ilginç bir şekilde kullanmıştır. Katarsis denilen duyguların boşalımını sağlayan bir yöntemi benimsemişti. Bu yöntemle nevrotik belirtilerin oluşmasını sağlayan sarsıcı olaylar ortaya çıkıyordu. Breuer’ le birlikte çalışmalar yapan Freud, histerinin kökenine cinsel etmenlerin rol oynadığını savunması üzerine Breuer’le yollarını ayırmış, kendi kuramını oluşturmuştur.

Freud

Sigmund Freud

Freud, insanları yöneten ruhsal güçlerin varlığını ve bu güçlerin bilinçaltında olduğunu savunarak, ruh ve bilinci ayrı şeyler olarak görmüş, birbirlerine indirilemeyeceklerini savunmuştur. Derinlik ruhbilimi olarak kabul edilmektedir.

Hastaların içsel dünyalarına inip, kendilerini daha iyi tanımalarını sağlayan ilkelere psikanaliz adı verildi. Psikanalizin yöntemi serbest çağrışımdı. Serbest çağrışımda hasta, aklına gelenleri hiçbir ahlaki değer ya da sınır tanımadan ifade edebiliyor, böylece sansür mekanizmasına uğramış ya da unutulmuş anılar ortaya çıkıp, tartışılır hale geliyordu. Freud’un kuramı uzun yıllar büyük tepkilere yol açtı, ciddiye alınmadı. Özellikle cinselliğe verdiği önem hoş karşılanmadı. 10 yıllık bir aradan sonra Freud kuramına inancını yitirmedi ve en büyük eseri olan “Rüyaların Yorumu” nu yayımladı.

Kuramının gelişmesinde en büyük aşama kendi içsel dünyasına inmesi olmuştur. Kişinin kendi içine yönelmesi için en önemli veri de rüyalarıdır. Rüyalar bilinçdışı isteklerin maskelenmiş halleridir. Freud, her şeyin bir nedeni olduğu görüşünden yola çıkarak rüyalara büyük anlamlar yüklemiş, rüyaların gizemini çözmek için kendi rüyalarını incelemiştir. Rüya imgeleri, bilinçdışı isteklerin simgeleştirilmiş halidir. Açıkça ortaya çıkamamalarının ve simgeler halinde kendini göstermelerinin nedeni ise sansür mekanizmasıdır. Bilinçdışı istenmeyen dürtüler, rüyada bilinç yarı açık olduğu için sansür mekanizmasına uğrar ve yön değiştirerek simgeler halinde açığa çıkar. Kişinin uykuya devam edebilmesi de bu sansür mekanizmasına bağlıdır. Sansür mekanizması egonun savunma etkinliklerinden biridir. Rüya gören kişi açıkça bilinçdışı anlatımlarla karşılaşsa uykusu bölünecektir; ama simgeleştirme sayesinde açıkça istenmeyen dürtülerin farkında varamayacaktır.

İçgüdüler Kuramı

İçgüdü terimi ilk kez, kalıtsal kökenli davranışları açıklamak için kullanılmıştır. Zaman içinde değişikliğe uğramış bu kavram, sadece fizyolojik tepkileri açıklamak yerine daha geniş bir anlatıma sahip olmuştur. Freud da ise içgüdü kavramına özel bir anlam yüklendiğini görürüz. Ona göre içgüdü, dürtülerin atında yatan doğal bir güçtür. “Fizyolojik ihtiyaçları içeren içsel uyaranların psikolojik görünümlü temsilcileri” (Psikanaliz ve Sonrası, s: 27) şeklinde de ifade edilebilir. Freud içgüdü kavramına hem biyolojik hem de psikolojik bir anlam yüklemiştir. Bu kuramda içgüdüler yaşam ve ölüm içgüdüleri olmak üzere iki bölüme ayrılır.

Yaşam içgüdüsü(eros) yaşamın ve insan ırkının sürekliliğini sağlaması bakımından önemlidir. Açlık, cinsellik gibi içgüdüler yaşam içgüdüsünün içindedir. Yaşam içgüdüsünün devamlılığını sağlayan enerji de libido olarak adlandırılır. Libido yaşam enerjisidir; fakat Freud yaşam enerjileri içinde en çok cinsellik ile ilgilenmiş ve insanın tüm yapıp ettiklerini cinsellik içgüdüsü ile açıklamıştır. Diğer içgüdü olan ölüm içgüdüsü(thanatos) üzerinde Freud fazla durmasa da, sadece her insanda bilincinde olmadığı bir ölüm isteğinin olduğunu söylemiştir. “Yaşamın amacı ölümdür.” diyen Freud, ölüm isteğini bu cümle ile açıklamış; fakat bu güdünün nedenlerini açıklamamıştır. Ölüm içgüdüsü yıkıcı güçlerden oluşur.  En önemli türevi saldırganlık dürtüsüdür. İnsanın içinde olan yıkıcı dürtüler kendi içinden dış çevreye yöneltilerek saldırgan davranışlarda açığa çıkar. Bu iki içgüdü sürekli birbiri ile savaş halindedir. Bir yanda yaşamını sürdürmek isteyen insan, diğer tarafta da yıkıcı eğilimlere sahiptir. Karşıt içgüdüler birbirlerini etkisiz kılabileceği gibi, birbirlerinin yerine de geçebilirler.

Topografik ve Yapısal  Kişilik Kuramları

Zihni belirli bölgelere yerleştirmek ve zihinsel etkinliklerin bilince uzaklığını belirlemek için geliştirdiği topografik kuram, zihinsel faaliyetlerin farkında olunup olunmamasını belirlemek amacı ile önem taşımaktadır. Freud bu kuramda zihni 3 bölüme ayırmıştır: Bilinç, bilinç öncesi ve bilinçdışı.

Bilinç; dış dünyadan ya da bedenin içinden gelen algıları fark edebilmeyi sağlar. Buzdağının görünen parçasına benzettiği bilinç küçük ve önemsiz bir parçadır. Bilinç öncesi, dikkatin toplanması ile hatırlanabilecek anıları ya da olayları kapsayan bölümdür. Her an bilinç düzeyinde olmasa bile, kısa sürede bilince ulaşabilecek yaşantıları kapsar. En önemli bölüm ise bilinçdışıdır. İstenmeyen, kabul edilmeyen, toplum tarafından hoş karşılanmayacağı düşünülerek bastırılan dürtü ve anılar bu bölümde toplanır. Bilinç öncesinde olduğu gibi kısa sürede bilinç düzeyine ulaşması mümkün değildir. Buzdağı benzetmesinde, suyun altında kalan ve büyük önemli parça olan kısımdır bilinçdışı. Sansür mekanizmasının engeli dolayısıyla bilinç düzeyine ulaşamayan zihinsel süreçleri içerir.

1923 de Freud’un yapısal kişilik kuramını oluşturması ile topografik kuram önemini yitirmiştir. Yapısal kişilik kuramına göre kişilik 3 sistemden oluşur: id, ego, süper ego.
İd; kişiliğin temel sistemidir.  Denetimsizdir ve doğuştandır. İçgüdüler de idin kapsamındadır. Freud, idi şu şekilde tanımlar: “ id elbette düşünüp doğru karar vermenin değerini bilmez; iyi veya kötü, erdem, ahlaklılık yoktur.” ( Modern Psikoloji Tarihi, s.529) id, gerçeklik ilkesinden habersizdir, sadece ister ve isteklerine doyum arar. Bu yüzden id’i yöneten haz ilkesidir. Ego, gerçeklik ilkesinin denetimindedir ve id’in isteklerine uygun objeler arar. Egonun amacı id’i engellemek değil, uygun obje bulana kadar gerilimi azaltmak ve ihtiyaçlarını karşılamaktır. Ego id’den bağımsız düşünülemez. Kişilik yapısının üçüncü parçası süper egodur. Süper ego insanın vicdani ve ahlaki yönüdür. Süper egonun gelişiminde aile etkilidir. Toplum tarafından onaylanan davranışların çocuğa aktarılması ve cezalandırma ile ödüllendirme ile pekiştirilen davranışları kapsar. Egoyu gerçekçi amaçlar yerine ahlaki amaçlara yönlendirerek, id’den gelen dürtülere ket vurur. İnsanın kusursuz olma çabasıdır. Kişiliğin gelişimi için bu üç parçanın birbiri ile uyum içinde olması önemlidir. Olağan koşullar içinde bu ilkeler birbiri ile çelişmez ve karşıtlıklar oluşmaz.

Gelişim Kuramı

 

Freud’un psikanalitik kuramında gelişim aşamalarını da incelemiş ve gelişimi 5 ayrı bölüme ayırmıştır. Doğumdan birinci yaşının sonuna kadar süren ilk aşama oral dönem’dir. Bebeğin kendini anlatım yolu bu dönemde ağız bölgesinde toplanmıştır. Edilginlik hâkimdir. Bu dönemde anne ile geliştirilen ilişkiler, yetişkinlikte de kişiliğin belirlenmesinde önemli bir rol oynar. Yeterince yakınlık ve güven duygusu geliştiremeyen çocuk, ileriki yaşlarda insanlarla ilişkilerinde ya bağımlı bir kişilik geliştirecek ya da yakın ilişkiler kuramayıp, bağlılık sorunu yaşayacaktır. İkinci aşama anal dönem’dir. Bu dönemde çocuk anüs kasları üzerinde denetim sahibi olmayı öğrenirken edilginlikten etkinliğe geçiş dönemi gerçekleşecektir. Bu dönemi sorunsuz atlatan çocuk bağımsız bir kişilik geliştirip, denetim duygusu gelişecektir. Tuvalet eğitiminde sorun yaşayan ve ailenin katı bir tutumu ile karşılaşan çocuk, ileriki yaşlarında ya çok katı kurallar geliştirecek ya da başkaldırıcı bir karaktere sahip olacaktır. Fallik dönem olarak adlandırılan üçüncü aşamada çocukların cinselliğe duyduğu ilgi aşırı boyutlara ulaşır. Bu dönemde çocuk kendi cinsiyetini kabullenir ve merakını utanma duygusuna kapılmadan gidermeye çalışır. Sorunlu geçen bu dönemin yetişkinlikte ortaya çıkan kişilik özelliklerinin başında içsel dürtüleri kontrol edememe görülür. Cinsel dürtülerin durgunluk dönemi olarak adlandırılan ve 5–6 yaşla 11–12 yaş arasında görülen gizil dönemde çocuk, içsel dürtülerini kontrol etmeyi öğrenir. Eğer kontrol mekanizması yeterince gelişmezse çocuk, öğrenme ve beceri geliştirmeye yönelemez. Aşırı kontrol mekanizması geliştirenlerde ise obsesif kompulsif belirtiler ortaya çıkar ve yaşamının ileriki dönemlerinde de bu kişilik özelliği yerleşir. Son dönem olan genital dönem 11–13 yaşlarında başlayıp genç yetişkinliğe kadar sürer. Bu dönemin amacı aileden bağımsız bir kişilik geliştirerek karşı cinsle sağlıklı ilişkiler kurmak ve özseverlik yerine gerçek kişilere sevgi duygusunu yöneltir. Toplumsallaşır ve meslek seçimi, aile kurmak gibi hedeflere yönelir.

Freud’un görüşleri birçok eleştiriye uğramış, psikologlar tarafından uzun süre kabul edilmemiştir. Bu eleştirilerin başlıca nedeni, veri toplama metotlarıdır. Freud, kendi içsel dünyasına yönelerek, iç gözlemle kuramını oluşturmuş, hastalarının tepkilerinden yola çıkarak ve gözlemlere dayanarak tespitlerde bulunmuştur. Vardığı sonuçların ne kadarının öznel ne kadarının gerçeği yansıttığı tartışma konusudur diğer bir sorun ise, sistematik ve kontrollü olmayışıdır. Freud hastalarını incelerken, sadece kendi kuramını destekleyecek verileri ele almış ve diğer verileri göz ardı etmiş olabilir. Bu eleştiriler çoğaltılabilir; fakat şüphesiz Freud’un psikanaliz kuramı özgün ve insanı etkileyen bilinçdışı güçlerin incelenmesi ile büyük öneme sahiptir. “Klinik belirtilerin, aslında kişinin enerjisini denetim altında tutabilme çabalarının bir anlatımı olduğu görüşü, Freud’un geliştirdiği en önemli kavramlardan biridir.” (Psikanaliz ve Sonrası, Engin Geçtan, s. 68) freud’un önemli katkılarından biri de mantık dışı eğilimleri vurgulaması olmasıdır. O güne değin insanın sadece mantıklı düşünen bir varlık olarak belirlenmesi, Freud’un kuramı ile sarsıntıya uğramış, böylece insanın içindeki karşıt özelliklerin dengeli bir şekilde tanımlanması sağlanmıştır. Freud’un cinselliğe verdiği önemde özellikle dinsel inançla çatışma içinde olduğu için büyük eleştirilere uğramıştır; fakat psikiyatrik düşüncenin belirlenmesinde en büyük etken de Freud’un görüşleri olmuştur.
.
.
Kaynakça
Engin Geçtan, Psikanaliz ve Sonrası, Metis Yayınları,2002

Üye Girişi

casus telefon
casus telefon
casus telefon