Jean Paul Sartre ve Varoluşçuluk

Varoluşçuluk nedir?
.
Varoluşçuluk, bireysel varoluşu araştırma alanıdır. Bireyi somut yanı ile ele alır ve inceler. Bu nedenle bireyci ve öznel bir felsefe olduğunu söyleyebiliriz. Temelinde bireyin önceden belirlenmiş bir varlık olduğunu çürütme çabası vardır. Klasik ülkücüleri, dincileri, metafiziksel açıklamaları eleştirerek, varoluşun özden önce geldiği fikrinde birleşirler. Fikir de yaşamdan önce değil, yaşamla birlikte var olur. Varoluşçuluğa göre, kişi özgür eylem ile kendini gerçekleştirmektedir.
.
Varoluşun kesin bir tanımı yapılamamaktadır. Bu konuda Sartre’ye yöneltilen sorularda bile Sartre sadece birkaç ilke üzerinde durmuş; ama tam bir tanım verememiştir. Heinemann ise varoluşun tanımının yapılamayacağını kesin olarak belirtmiştir. “Varoluşçuluğun gerçek bir tanımı yapılamaz; çünkü varoluşçuluk sözcüğünü kucaklayan tek bir öz, tek ve değişikliğe uğramayan bir felsefe yoktur. Bu sözcük aralarında derin ayrımlar bulunan çeşitli felsefeleri gösteriyor.”
.
Simone de Beauvoir

Varoluşçuluğun Kökeni

Varoluşçuluğun çıkış noktasını ve nerede başladığını hangi filozofları kapsadığını belirlemek kolay değildir. varoluşçuluğun sınıflandırılmasında, felsefeciler arasında birbirine ters düşen görüşler vardır. Kimi felsefecilere göre Pascal, varoluşçuluğun kaynağı olarak gösterilir. Diğer kaynaklarda kökü Sokrates’e kadar uzanır.

O halde varoluşçuları dolaylı ve bu kimliği kabul edenler olarak ikiye ayırabiliriz. Varoluşçu olduğunu belirten filozoflar: Sartre, Merleau- Ponty, Beauvoir’dir. Varoluşçu sayılan Heidegger bile derslerinde varoluşçuluğu eleştiren konuşmalar yapmış; Jaspers ise varoluşçuluğu, varoluş felsefesinin sonu saymıştır.

Sartre’nin de varoluşçuluğu yenilikçi değildir. Aristoteles’in gerçeklik ilkesi onun görüşlerinin zeminindedir. Ülkücü filozoflara karşı olması ve önsel bilgiyi reddetmesi, felsefenin süregelen tartışmalarından biridir. Sartre’ye ve diğer varoluşçulara göre önsel bilgi yoktur. Burada ülkücülerin görüşleri çürütülmeye çalışılmıştır. Platon’un a prior bilgi anlayışı eleştirilmektedir.

Sartre ve Varoluşçuluk

Kendini varoluşçu kabul eden ve varoluşçular arasında önemli bir yere sahip olan Sartre’nin felsefesi üzerinden varoluşçuluğun ilkelerini açıklamaya çalışacağım. “varoluş özden önce gelir” sözü ile Sartre, insanı gerçekliği ile ele alır. Ona göre, ne insanın kaderini belirleyen ve onu yaratan bir tanrı vardır, ne de insanın bir özü. Bırakılmışlık duygusu ve bu duygunun bulantısı Sartre’nin felsefesinin özünü oluşturur. Bu görüşü Schopenhauer’de de görürüz. Schopenhauer için dünya acı içindedir ve insan kör istemin esiridir. Schopenhauer’in kötümser felsefesini varoluşçularda da görürüz.

Varoluşçuların kötümserliğinin nedeni dünya ile insan arasına uzaklık koymuş olmalarıdır. Hiçbir felsefe dünyayı insandan bu kadar uzak görmemiştir. Dünya insan için doğal bir ortamdır ve yaşaması gereken yerdir, oysa varoluşçular, dünyaya atılmış ve yazgısı belli olmayan, kendini gerçekleştirmek zorunda kalan; fakat nasıl gerçekleştireceği hakkında da hiçbir fikri olmayan bir insan tasvir ederler.

İnsanın özü olmadığı ve varoluş önce gerçekleştiği için, insan önce kendini kurmalı ve özün oluşturmalıdır. Kişilik ya da bilgi önceden yoktur. Kişi her ne yapacaksa, o zaman yaşam şekillenecektir. İnsanın kendini kurma çabası yavaş yavaş olacak ve her edim bunun bir parçası haline gelecektir.

Edilgin olan insan etkin duruma geçerken de bunaltı duygusu gelişir. Kendi özünü yaratmaya çalışan insanın durumu kötümserlikten iyimserliğe geçer nitelikte de değildir. Kötümserliği ve bunaltısı yaşam boyunca devam eder. Bunaltı denilen duygunun nedeni ise, kişinin üzerine düşen büyük sorumluluktadır. Onu belirleyen bir dış etken olmadığına göre, kişi yaptığı her eylemden kendi sorumlu olacaktır. Ama kimse “benim yaptığım sadece beni ilgilendirir” deme hakkına da sahip değildir. Çünkü insanlık kendi özünü oluşturma çabasında iken, her bireyin yaptığı edim diğerlerini de etkileyecek, sadece kendi değil insanoğlunun sorumluluğunu taşıyacaktır.

Kişinin seçimlerinden sorumlu olması onun özgür olduğunu göstermektedir Sartre’ye göre. İnsan özgürdür; çünkü her seçimi sadece ona aittir, kimse kişinin yaşamını etkileyemez. Bu özgürlük kökendedir, bırakılmış duygusu da özgürlüğün göstergesidir. Ne yapacağını bilmeyişi ve özünü oluşturmak sorumluluğu özgürlükle birlikte kendini aşma gerekliliğini de beraberinde getirir. Nietzsche’de de karşımıza çıkan kendini aşma düşüncesi, tüm varoluşçuların amacıdır.

Jean Paul Sartre
.
İnsan kendini aşmalıdır, peki ne için? Yaşamın anlamını bilemeyen, kendi hakkında bilgi sahibi olmayan ve nereden geldiği belli olmayan insan neden kendini aşmalıdır? İşte varoluşçuların çelişkileri ve tutarsızlığı bu noktada kendini gösterir. Amaçsız aşma fikri, saçma duygusunu ortaya çıkarır. Zaten Sartre’ de “insanın doğumu da ölümü de saçmadır” demiştir. Kişi bu yaşamı sürdürmek zorunda da değildir, ama sürdürmeyişi onu daha zor bir duruma sokacaktır. Bu zor durumun ne olduğu ise açık değildir. Kişi sürekli bir şeyler yapma çabasındadır; fakat kendine ben ne yapıyorum diye sorduğu anda trajedi başlayacaktır; çünkü karşısına sadece hiçlik çıkacaktır. Zaten Kierkegaard’ da bu saçmalığı ve trajediyi vurgulamak için “ birey olmaktan daha korkunç bir şey yoktur” demiştir. İnsan yaşamı boyunca sürekli kendini özgür duyacak, ardından hiçlik duygusu ile yüzleşecektir. İnsanın bu çelişkileri ise saçmalığın bir parçasıdır. Bu duyguyla baş etmek için de sabır gereklidir. İnsan sabretmeli, özünü oluşturmalı ve kendini aşmaya çalışmalıdır. Ama burada da karşımıza “yaşam gerçekten yaşanılmaya değer mi?” sorusu çıkar.

Varoluşçuların diğer sorunlarından biri de intihar sorunudur. İntihar da kişinin seçimi ile ilgilidir, biri eğer yaşamına son vermek isterse ve saçmalığa dayanamayacağını duyumsarsa, intihar etmekte özgürdür. Ama saçmalığı daha az duyumsamak için de kişi kendi dışına çıkarak nesnel bir gerçek oluşturmalıdır. Yoksa yaşam katlanılmaz bir hal alır.

Felsefenin önemli konularından biri olan ahlak sorunu ile de varoluşçular ilgilenmiş, Sartre genel bir ahlak yasasının olamayacağını savunmuştur.  Ahlak olsaydı insana yol gösterecek bir işaret de olması gerekirdi, oysa dünyaya bırakılmış insan tamamen özgür ve bağımsızdır. Bu nedenle istediğini yapmakta özgürdür, hiçbir yasa onu engelleyemez.
.
Sartre’nin felsefesi yaşam felsefesidir. varoluşun getirdiği güçsüzlüğün birey tarafından nasıl aşılacağını açıklamaya çalışmış; fakat bireyden genele ulaşmaya çalıştığı için tutarlı olamamıştır. Dizgeselliği de reddetmiştir; dizgecilik varoluşçular için kişinin öznel yanını hiçe saymaktır. Oysa dizgesel olmak felsefenin yöntemidir ve tutarlı bir kuram ancak bu şekilde oluşur. Bu görüş de varoluşçu felsefeyi zayıf bir hale getirmektedir.
.
Bireyden giderek bütünü açıklamak felsefenin yöntemi olamaz; çünkü bireysel olan özneldir, oysa öznellik bize bilgi vermez. Gerçi Sartre tekbenliliğe düşmeden öznelciliği savunmaya çalışmıştır. Bilindiği gibi tekbenlilik, kişi her şeyin ölçütüdür der ve bireysel düşünmeden başka hiçbir gerçeğin olamayacağını savunur.
.
Sartre, genele ulaşma kaygısı ile başkalarının varlığını kanıt olarak göstermiş ve tekbenciliğe düşmemeye çalışmıştır. Burada içine düştüğü hata ise, sadece benzerlik kanıt olamaz ve gerçeklik bu şekilde açıklanamaz. Başkalarının bana benzer oluşu, bilginin bireysel düşünce ile sınırlı olamayacağını göstermez. Bunun aksini savunan Sartre şu sözü ile kendi tezini çürütür: “ başkaları hiçliktir.” Sartre hiçlik olarak gördüğü başkalarını kanıt olarak göstermeye çalışmış; fakat tutarsız bir felsefe oluşturmaktan öteye gidememiştir.
.
Varoluşçuların genel sorunu olan tutarsızlığın asıl nedeni öznelci bakış açılarıdır. Benim sadece kendime ait bilgim, diğerlerini açıklamaya yetmez. Bu duruşları onları felsefeden çok sanata yaklaştırmıştır. Bu nedenle felsefi çalışmalarından çok edebiyat alanındaki eserleri ön plana çıkmış, ilgi çekici olmuştur. Zaten tüm varoluşçuların edebiyat alanında eserlerini görmemizin nedeni de bu öznelliktir.
.
.
Kaynaklar
-Varoluşçuluk, Jean Paul Sartre, Say Yayınları
-Düşünce Tarihi, Afşar Timuçin, Bulut Yayınları

Üye Girişi

casus telefon
casus telefon
casus telefon