
Hırs ve siyaset hep aynı yoldan işine gidip gelir de akıl ve siyaset nadiren aynı yolu kullanır. Hırs ve aklın tercihi ise hiç görüşmemektir…Batılılar, iradesini kömüre, nohuda satan halkımız ve satın alan AKP iktidarıyla, daha çok da o iradenin millilik iddiasıyla hep alay ederler. Haksızlar mı bilemiyorum. Asıl ti’ye aldıkları ise adalet anlayışımız ve ileri demokrasimiz. O ki; 2011 yılını AİHM’de 159 ihlal ile dünya birincisi olarak bitirmişiz. Bir ipliğini çeksen dokuz yamalığı düşecek adamın AKP’liliğiyle karşılaşınca buna biz de kızıyoruz. Beri yandan daha atılmamış yumurta, poşu, kesilmiş saç, slogan, basılmamış kitap, çığırılmamış türkü, yapılmamış resim, söylenmemiş düşünce, parasız eğitim isteme terör örgütleri(!) Batılıların ülkesine sokmadığı eli fenerli hırsızlara, bizde kamu görevi verilmesi bizim de canımızı sıkıyor. Bir seçim sürecinde dört kış var, 48 de ay. Seçimin olmadığı yıl ne kömür veren var ne de erzak. Geriye kalan üç kış ile 47 ayın hesabı kayıp. Önce abdest alıp sonra besmele çekerek çalanın hesabı da kayıp…
Kazın ayağı öyle değil işte:
Evet, bu halk o yardımları alıyor oyunu da veriyor.
Din mahreçli soygunlara susuyor.
Çocuklarının üniversite kapılarında kafalarının kırılmasına ses çıkarmıyor.
Bunlar yüzünden bırakın alayı, kınanmaları gerekip gerekmediğini bile kestiremiyorum.
Eğitimsiz bırakılmışlar.
İşsiz, umutsuzlar.
Açlar ve üşüyorlar.
Geleceklerini yiyerek yaşıyorlar.
Yıllardır bu ülkede yapılan haksızlıkların kurbanı olmuşlar.
Bu durumu kimin düzelteceği hakkında bir fikirleri yok.
Fakirlik bir yandan, umutsuzluk ve güvencesizlik beri yandan canlarına tak etmiş.
Bu insanlarda irade mi kalır?
O yüzden de aşağılanma son ihtiyaçları olsa gerek…
Egemenler, abandıkça abanıyor üstlerine.
Düzeni değiştirmek için kendilerini kandıran iktidarlar, düzenin sahiplerini değiştirince işi sadece yeni düzenleştirmeyi sağlama almaya bağlamışlar.
Sürüden ayrıldıkları anda bir çete oluşumu yahut terör örgütü mensubu oluveriyorlar. Hele de seslerini duyurmaya kalkıştıklarında, karşılaşacakları durumun belirsizliği korkularını beslerken…
Cemaatler dergâhtan, imamlar camiden, siyasetçi beyaz camdan abandıkça abanıyor üstlerine.
Yetmedi, bankalar kart verelim “daha kazanmadığın paraları harcarsın ne güzel işte” diye ana-babanın; televizyonlar dizi ve reklamlarla oğlanın kızın aklına saldırıyorlar.
Adalet dağıtanlar(!) yekten tecavüze uğrayanın gönüllülüğüne hükmediyorlar.
Hırsızın, katilin, teröristin, mütecavizin haklarını bil hakkın koruyor da zarar görene sağırlar.
Hükümet edenler sahte faturacıya, sahte çek kesene, borcunu ödemeyene, elektrik çalana, zina yapana, sokak infazcılarına, varsıla hayatı kolaylaştıracak düzenlemelere adalet diyor.
“Adaletin kestiği parmak acımaz” diyenleri, o adalete sevkten başka;
Hadi söyleyin bu ahali ne yapsın?
Sadettin Koşar
